Ash-Shu'ara

سورة الشعراء

Sure 26 · Mekki · 227 ayet

26:1Cüz 19 · s. 367

طسم1

Ta, Sin, Mim.
26:2Cüz 19 · s. 367

تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ2

Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
26:3Cüz 19 · s. 367

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ3

(Ey Muhammed!) İman etmiyorlar diye adeta kendini helâk edeceksin!
26:4Cüz 19 · s. 367

إِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ4

Dilersek, üzerlerine gökten bir ayet/mucize indiririz de boyunları öne eğilip kalır.
26:5Cüz 19 · s. 367

وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ5

Rahman’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
26:6Cüz 19 · s. 367

فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ6

Onlar (Allah’ın ayetlerini) yalanladılar. Fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.
26:7Cüz 19 · s. 367

أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ7

Yeryüzüne bakmazlar mı ki biz orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik.
26:8Cüz 19 · s. 367

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ8

Şüphesiz bunlarda (Allah’ın varlığına) bir delil vardır, ancak onların çoğu iman etmezler.
26:9Cüz 19 · s. 367

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ9

Muhakkak Rabbin Azîz, Rahîm'dir.
26:10Cüz 19 · s. 367

وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰ أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ10

Hani Rabbin, Musa’ya: "Zalim kavme git!" diye seslenmişti.
26:11Cüz 19 · s. 367

قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ11

Firavun’un kavmine. Onlar hâlâ sakınmayacaklar mı?
26:12Cüz 19 · s. 367

قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ12

Musa, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”
26:13Cüz 19 · s. 367

وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَارُونَ13

“Ve göğsüm daralır, dilim çözülmez; bunun için Harun’a da (vahiy) gönder.
26:14Cüz 19 · s. 367

وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ14

“Bir de onların benim aleyhimde bir suç (davaları) var. Dolayısıyla beni öldürmelerinden korkuyorum.”
26:15Cüz 19 · s. 367

قَالَ كَلَّا ۖ فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا ۖ إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ15

Allah dedi ki: “Hayır, korkma! İkiniz ayetlerimizle gidin. Muhakkak biz sizinle birlikteyiz, işitenleriz.”
26:16Cüz 19 · s. 367

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ16

İkiniz Firavun’a gidin ve deyin ki: "Gerçekten biz âlemlerin Rabbinin rasulleriyiz."
26:17Cüz 19 · s. 367

أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ17

İsrailoğulları'nı bizimle beraber gönder.
26:18Cüz 19 · s. 367

قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ18

Firavun, şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütüp, yetiştirmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”
26:19Cüz 19 · s. 367

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ19

“(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin.”
26:20Cüz 19 · s. 368

قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ20

Musa, şöyle dedi: “Ben onu yaptığım zaman ne yaptığını bilmezlerdendim.”
26:21Cüz 19 · s. 368

فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ21

“Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı.”
26:22Cüz 19 · s. 368

وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ22

"Benim başıma o nimeti kakmaktasın. (Halbuki) Sen İsariloğullarını kendine köle edindin."
26:23Cüz 19 · s. 368

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ23

Firavun: “Alemlerin Rabbi de nedir?” dedi.
26:24Cüz 19 · s. 368

قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ24

Dedi ki: “Eğer yakin sahibi iseniz, (biliniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.”
26:25Cüz 19 · s. 368

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ25

(Firavun) Etrafında bulunanlara: “İşitmiyor musunuz” dedi.
26:26Cüz 19 · s. 368

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ26

Musa: “O; sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.” dedi.
26:27Cüz 19 · s. 368

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ27

(Firavun): “Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir” dedi.
26:28Cüz 19 · s. 368

قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ28

(Musa): “Doğunun, batının ve onların etrafında olanların Rabbidir. Eğer akıl ederseniz” dedi.
26:29Cüz 19 · s. 368

قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ29

“Eğer benden başka ilâh edinirsen elbette seni zindana atılanlar arasına katarım” dedi.
26:30Cüz 19 · s. 368

قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُبِينٍ30

Musa: “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi.
26:31Cüz 19 · s. 368

قَالَ فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ31

Firavun: “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu!” dedi.
26:32Cüz 19 · s. 368

فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ32

(Musa) bunun üzerine asasını bıraktı. O da hemen apaçık bir yılan oluverdi.
26:33Cüz 19 · s. 368

وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ33

Elini koynundan çıkardı. Bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.
26:34Cüz 19 · s. 368

قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَٰذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ34

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: “Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır.” dedi.
26:35Cüz 19 · s. 368

يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ35

“Sizi sihri ile yerinizden çıkarmak istiyor; ya siz ne buyurursunuz?”
26:36Cüz 19 · s. 368

قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ36

Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder.''
26:37Cüz 19 · s. 368

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ37

“Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.”
26:38Cüz 19 · s. 368

فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ38

Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
26:39Cüz 19 · s. 368

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ39

İnsanlara da; “Siz de toplanır mısınız?” denildi.
26:40Cüz 19 · s. 369

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ40

“Umarız ki sihirbazlar galip gelirlerse biz de onlara uyarız.”
26:41Cüz 19 · s. 369

فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ41

Sihirbazlar gelince, Firavun’a: “Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükâfat var mı?” dediler.
26:42Cüz 19 · s. 369

قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ42

Firavun: “Evet! Hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız.” dedi.
26:43Cüz 19 · s. 369

قَالَ لَهُمْ مُوسَىٰ أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ43

Musa onlara: “Hadi ortaya atacağınız şeyi atın!” dedi.
26:44Cüz 19 · s. 369

فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ44

Bunun üzerine onlar iplerini ve asalarını attılar ve; “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz.” dediler.
26:45Cüz 19 · s. 369

فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ45

Musa asasını bırakır bırakmaz onların hile ile yaptıklarını yutuverdi.
26:46Cüz 19 · s. 369

فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ46

Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
26:47Cüz 19 · s. 369

قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ47

"Alemlerin Rabbine iman ettik." dediler.
26:48Cüz 19 · s. 369

رَبِّ مُوسَىٰ وَهَارُونَ48

Musa’nın ve Harun’un Rabbine.
26:49Cüz 19 · s. 369

قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ49

Dedi ki: “Ben size izin vermeden önce mi ona iman ettiniz? Demek ki o, size sihri öğreten büyüğünüzmüş. Yakında bileceksiniz. Mutlaka el ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi toptan asacağım.”
26:50Cüz 19 · s. 369

قَالُوا لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّا إِلَىٰ رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ50

"Hiç zararı yok. Biz muhakkak Rabbimize döneceğiz."
26:51Cüz 19 · s. 369

إِنَّا نَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَنْ كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ51

“Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını ummaktayız.”
26:52Cüz 19 · s. 369

۞ وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ52

Biz Musa’ya; “Kullarımı geceleyin yola çıkar. Muhakkak ki takip edileceksiniz.” diye vahyettik.
26:53Cüz 19 · s. 369

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ53

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
26:54Cüz 19 · s. 369

إِنَّ هَٰؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ54

“Şüphesiz bunlar azınlık olan bir topluluktur (dediler).”
26:55Cüz 19 · s. 369

وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ55

"Ve onlar bizi kızdırmaktadırlar."
26:56Cüz 19 · s. 369

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ56

Biz ise şüphesiz uyanık, ihtiyatlı bir topluluğuz."
26:57Cüz 19 · s. 369

فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ57

(Allah Teâlâ buyurdu ki): Böylece onları bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.
26:58Cüz 19 · s. 369

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ58

Hazinelerden ve değerli yerlerden.
26:59Cüz 19 · s. 369

كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ59

İşte böyle yaptık ve onlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.
26:60Cüz 19 · s. 369

فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ60

Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.
26:61Cüz 19 · s. 370

فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَىٰ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ61

İki topluluk birbirini görünce, Musa’nın adamları: "İşte yakalandık." dediler.
26:62Cüz 19 · s. 370

قَالَ كَلَّا ۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ62

Musa: “Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.” dedi.
26:63Cüz 19 · s. 370

فَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ ۖ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ63

İşte o sırada, Musa’ya: "Asanı denize vur!" diye vahyettik. O, hemen yarıldı ve (on iki yol açıldı) her parçası koca bir dağ gibi oluverdi.
26:64Cüz 19 · s. 370

وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ64

Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
26:65Cüz 19 · s. 370

وَأَنْجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ65

Musa’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
26:66Cüz 19 · s. 370

ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ66

Sonra ötekileri suda boğduk.
26:67Cüz 19 · s. 370

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ67

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
26:68Cüz 19 · s. 370

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ68

Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
26:69Cüz 19 · s. 370

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ69

Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.
26:70Cüz 19 · s. 370

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ70

Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.
26:71Cüz 19 · s. 370

قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ71

“Putlara ibadet ediyoruz ve onlara ibadet etmeye devam edeceğiz.” demişlerdi.
26:72Cüz 19 · s. 370

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ72

İbrahim, dedi ki: “Onlara dua ettiğinizde sizi işitiyorlar mı?”
26:73Cüz 19 · s. 370

أَوْ يَنْفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ73

“Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”
26:74Cüz 19 · s. 370

قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ74

“Hayır! Ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk.” dediler.
26:75Cüz 19 · s. 370

قَالَ أَفَرَأَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ75

İbrahim, şöyle dedi: “Gördünüz mü şu sizin (ve önceki atalarınızın) neye ibadet ettiklerini?”
26:76Cüz 19 · s. 370

أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ76

Siz ve çok daha önce gelip geçen atalarınız.
26:77Cüz 19 · s. 370

فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ77

"İşte onlar benim düşmanlarımdır. Yalnız alemlerin Rabbi hariç."
26:78Cüz 19 · s. 370

الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ78

“O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”
26:79Cüz 19 · s. 370

وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ79

"Beni yediren ve içiren O'dur.”
26:81Cüz 19 · s. 370

وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ81

“O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
26:82Cüz 19 · s. 370

وَالَّذِي أَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ82

“O, hesap gününde hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”
26:83Cüz 19 · s. 370

رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ83

“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”
26:84Cüz 19 · s. 371

وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ84

“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”
26:85Cüz 19 · s. 371

وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ85

“Beni Naîm Cenneti'nin varislerinden eyle.”
26:86Cüz 19 · s. 371

وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ86

"Babamı da bağışla. Şüphesiz o sapıklardandır."
26:87Cüz 19 · s. 371

وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ87

“(Kulların yeniden) diriltilecekleri gün beni utandırma!”
26:88Cüz 19 · s. 371

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ88

“O gün ki ne mal fayda verir, ne oğullar!”
26:89Cüz 19 · s. 371

إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ89

“Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”
26:90Cüz 19 · s. 371

وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ90

O gün cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
26:91Cüz 19 · s. 371

وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ91

Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılıverir.
26:92Cüz 19 · s. 371

وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ92

Ve onlara; "İbadet etmekte olduklarınız nerede?" denilir.
26:93Cüz 19 · s. 371

مِنْ دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ أَوْ يَنْتَصِرُونَ93

Allah'ın dışında (edindiğiniz ilahların), size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
26:94Cüz 19 · s. 371

فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ94

Onlar ve azgınlar hep birlikte oraya atılırlar.
26:95Cüz 19 · s. 371

وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ95

Ve İblis'in bütün orduları da.
26:96Cüz 19 · s. 371

قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ96

Orada birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:
26:97Cüz 19 · s. 371

تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ97

“Allah’a andolsun, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
26:98Cüz 19 · s. 371

إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ98

“Çünkü sizi, alemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”
26:99Cüz 19 · s. 371

وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ99

Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı.
26:100Cüz 19 · s. 371

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ100

“Artık bize şefaat edecek bir kimse de yoktur.”
26:101Cüz 19 · s. 371

وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ101

"Sıcak bir dost da yok."
26:102Cüz 19 · s. 371

فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ102

"Ah! Keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da Mü'minlerden olsak!"
26:103Cüz 19 · s. 371

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ103

Şüphesiz bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
26:104Cüz 19 · s. 371

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ104

Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
26:105Cüz 19 · s. 371

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ105

Nuh kavmi rasûlleri yalanladılar.
26:106Cüz 19 · s. 371

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ106

Hani kardeşleri Nuh onlara demişti ki: "Siz sakınmıyor musunuz?
26:107Cüz 19 · s. 371

إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ107

“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.''
26:108Cüz 19 · s. 371

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ108

Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.
26:109Cüz 19 · s. 371

وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ109

“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
26:110Cüz 19 · s. 371

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ110

“O halde, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
26:111Cüz 19 · s. 371

۞ قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ111

Dediler ki: “Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken(biz) sana îmân eder miyiz?”
26:112Cüz 19 · s. 372

قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ112

Nuh, şöyle dedi: “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?”
26:113Cüz 19 · s. 372

إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّي ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ113

“Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!”
26:114Cüz 19 · s. 372

وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ114

"Ben, Mü'minleri kovacak değilim."
26:115Cüz 19 · s. 372

إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ115

"Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım."
26:116Cüz 19 · s. 372

قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ116

Dediler ki: “Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!”
26:117Cüz 19 · s. 372

قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ117

Nuh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.”
26:118Cüz 19 · s. 372

فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ118

Artık benimle onların aralarında hüküm ver ve beni ve benimle beraber olan mü'minleri kurtar."
26:119Cüz 19 · s. 372

فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ119

Biz de onu ve onunla birlikte olanları dopdolu o gemi içerisinde kurtardık.
26:120Cüz 19 · s. 372

ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ120

Sonra geride kalanları suda boğduk.
26:121Cüz 19 · s. 372

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ121

Muhakkak bunda bir ayet vardır. Onların çoğu iman etmediler.
26:122Cüz 19 · s. 372

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ122

Muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
26:123Cüz 19 · s. 372

كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ123

Âd kavmi de peygamberleri yalanlamıştı.
26:124Cüz 19 · s. 372

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ124

Hani onlara kardeşleri Hûd, “Sakınmaz mısınız?” demişti.
26:125Cüz 19 · s. 372

إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ125

“Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.”
26:126Cüz 19 · s. 372

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ126

"Öyle ise Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
26:127Cüz 19 · s. 372

وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ127

“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
26:128Cüz 19 · s. 372

أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ128

"Siz her yüksek yerde eğlenmek için koca bir bina mı inşa edip durursunuz?"
26:129Cüz 19 · s. 372

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ129

"Ve ebedi kalırsınız ümidi ile sapasağlam kaleler mi yapar durursunuz?"
26:130Cüz 19 · s. 372

وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ130

"Yakaladığınız zaman da zorbaca mı davranırsınız?"
26:131Cüz 19 · s. 372

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ131

"Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
26:132Cüz 19 · s. 372

وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ132

"Bilmekte olduğunuz şeylerle size yardım edenden korkup sakının."
26:133Cüz 19 · s. 372

أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ133

"Size hayvanlar ve çocuklar (vererek) yardım etti."
26:134Cüz 19 · s. 372

وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ134

Hem de bahçeler ve pınarlar da (vermiştir).
26:135Cüz 19 · s. 372

إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ135

"Gerçekten sizin için büyük bir günün azabından korkarım."
26:136Cüz 19 · s. 372

قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ136

Onlar dediler ki: "Sen öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir."
26:137Cüz 19 · s. 373

إِنْ هَٰذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ137

"Bu öncekilerin adetlerinden başka bir şey değildir."
26:138Cüz 19 · s. 373

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ138

"Biz azap olunacaklardan da değiliz."
26:139Cüz 19 · s. 373

فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ139

"Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Muhakkak bunda bir ayet vardır. Onların çoğu da iman etmiş değildi."
26:140Cüz 19 · s. 373

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ140

Muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
26:141Cüz 19 · s. 373

كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ141

Semûd da rasulleri yalanladılar.
26:142Cüz 19 · s. 373

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَالِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ142

Hani kardeşleri Salih onlara demişti ki: "Sakınmaz mısınız?"
26:143Cüz 19 · s. 373

إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ143

“Ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.”
26:144Cüz 19 · s. 373

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ144

"O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
26:145Cüz 19 · s. 373

وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ145

“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
26:146Cüz 19 · s. 373

أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ146

"Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?"
26:147Cüz 19 · s. 373

فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ147

Bahçelerde ve akarsular arasında,
26:148Cüz 19 · s. 373

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ148

Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında,
26:149Cüz 19 · s. 373

وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ149

“Dağları maharetle oyup alımlı köşkler yapıyorsunuz?”
26:150Cüz 19 · s. 373

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ150

"Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
26:151Cüz 19 · s. 373

وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ151

"Aşırı olanların emrine uymayın!"
26:152Cüz 19 · s. 373

الَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ152

"Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarır ve (hiçbir şeyi) ıslah etmezler."
26:153Cüz 19 · s. 373

قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ153

Dediler ki: “Sen muhakkak aşırı bir şekilde büyülenmişlerdensin.
26:154Cüz 19 · s. 373

مَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا فَأْتِ بِآيَةٍ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ154

“Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.”
26:155Cüz 19 · s. 373

قَالَ هَٰذِهِ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍ155

Salih, şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.”
26:156Cüz 19 · s. 373

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ156

“Sakın ona bir kötülükle dokunmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
26:157Cüz 19 · s. 373

فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ157

Derken onu boğazladılar da pişman oluverdiler.
26:158Cüz 19 · s. 373

فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ158

Bunun üzerine azap onları yakaladı. Muhakkak bunda bir ayet vardır ama onların çoğu iman etmediler.
26:159Cüz 19 · s. 373

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ159

Muhakkak senin Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
26:160Cüz 19 · s. 374

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ160

Lût’un kavmi de rasûlleri yalanlamıştı.
26:161Cüz 19 · s. 374

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ161

Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: "Sakınmaz mısınız?”
26:162Cüz 19 · s. 374

إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ162

“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.”
26:163Cüz 19 · s. 374

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ163

“Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
26:164Cüz 19 · s. 374

وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ164

“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
26:165Cüz 19 · s. 374

أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ165

"İnsanların içinde erkeklere mi yanaşıyorsunuz?"
26:166Cüz 19 · s. 374

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ ۚ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ166

“Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi terk edersiniz demek? Hayır, siz haddi aşan bir kavimsiniz.”
26:167Cüz 19 · s. 374

قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ167

Dediler ki: "Ey Lut! Eğer sen (bu işe) son vermezsen muhakkak ki (buradan) çıkarılanlardan olacaksın."
26:168Cüz 19 · s. 374

قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَالِينَ168

(Lut) dedi ki: "Doğrusu ben sizin yaptığınıza çok kızanlardanım.
26:169Cüz 19 · s. 374

رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ169

“Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.”
26:170Cüz 19 · s. 374

فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ170

Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
26:171Cüz 19 · s. 374

إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ171

Ancak o yaşlı kadın müstesna. O, geride kalanlardan oldu.
26:172Cüz 19 · s. 374

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ172

Sonra diğerlerini helâk ettik.
26:173Cüz 19 · s. 374

وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا ۖ فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ173

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!
26:174Cüz 19 · s. 374

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ174

Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
26:175Cüz 19 · s. 374

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ175

Ve muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
26:176Cüz 19 · s. 374

كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ176

Eyke halkı da peygamberleri (Şuayb'ı) yalanlamıştı.
26:177Cüz 19 · s. 374

إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ177

Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: "Siz sakınmıyor musunuz?
26:178Cüz 19 · s. 374

إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ178

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm."
26:179Cüz 19 · s. 374

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ179

"Artık, Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
26:180Cüz 19 · s. 374

وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ180

“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
26:181Cüz 19 · s. 374

۞ أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ181

“Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
26:182Cüz 19 · s. 374

وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ182

"Doğru terazi ile tartın."
26:183Cüz 19 · s. 374

وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ183

“İnsanların mal ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
26:184Cüz 19 · s. 375

وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ184

"Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının."
26:185Cüz 19 · s. 375

قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ185

Dediler ki: "Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmişlerdensin."
26:186Cüz 19 · s. 375

وَمَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَإِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ186

"Sen ancak bizim gibi bir beşersin ve muhakkak biz seni yalancılardan sanıyoruz."
26:187Cüz 19 · s. 375

فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ187

"Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi üzerimize gökten parçalar indir."
26:188Cüz 19 · s. 375

قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ188

Şu’ayb: “Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir.” dedi.
26:189Cüz 19 · s. 375

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ189

Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
26:190Cüz 19 · s. 375

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ190

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
26:191Cüz 19 · s. 375

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ191

Muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
26:192Cüz 19 · s. 375

وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ192

"Muhakkak ki bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir."
26:193Cüz 19 · s. 375

نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ193

O'nu Ruhu'l-Emîn/Cebrail indirdi.
26:194Cüz 19 · s. 375

عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ194

Uyaranlardan olman için senin kalbine (indirdi).
26:195Cüz 19 · s. 375

بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ195

Apaçık Arapça bir dille.
26:196Cüz 19 · s. 375

وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ196

Şüphesiz bu (Kur’an) öncekilerin kitaplarında da vardı.
26:197Cüz 19 · s. 375

أَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ آيَةً أَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمَاءُ بَنِي إِسْرَائِيلَ197

İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için ispatlayıcı bir delil (ayet) değil midir?
26:198Cüz 19 · s. 375

وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَىٰ بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ198

Eğer onu Arapça bilmeyen birine de indirmiş olsaydık.
26:199Cüz 19 · s. 375

فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ199

O da onlara (Kur'an'ı Arapça) okusaydı, yine de ona iman edecek değillerdi.
26:200Cüz 19 · s. 375

كَذَٰلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ200

İşte böylece biz onu günahkârların kalbine soktuk.
26:201Cüz 19 · s. 375

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّىٰ يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ201

Acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
26:202Cüz 19 · s. 375

فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ202

İşte (bu azap) onlara ansızın gelecek ve farkında bile olmayacaklar.
26:203Cüz 19 · s. 375

فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ203

Ardından: “Acaba bize mühlet verilir mi” derler.
26:204Cüz 19 · s. 375

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ204

Onlar yine de azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?
26:205Cüz 19 · s. 375

أَفَرَأَيْتَ إِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ205

(Ey Muhammed!) Ne dersin? Biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak...
26:206Cüz 19 · s. 375

ثُمَّ جَاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ206

Sonra kendilerine vaadedilen başlarına gelse, (halleri nice olurdu?)
26:207Cüz 19 · s. 376

مَا أَغْنَىٰ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ207

(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamayacaktır.
26:208Cüz 19 · s. 376

وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ208

Biz uyarıcıları olmaksızın hiçbir memleketi helâk etmiş değiliz.
26:209Cüz 19 · s. 376

ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ209

"Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalimler değiliz."
26:210Cüz 19 · s. 376

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ210

Kur’an’ı Şeytanlar indirmedi.
26:211Cüz 19 · s. 376

وَمَا يَنْبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ211

Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
26:212Cüz 19 · s. 376

إِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ212

Çünkü onlar (vahyedileni) duymaktan kesinlikle uzak tutulmuşlardır.
26:213Cüz 19 · s. 376

فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ213

O halde Allah ile birlikte başka bir ilaha dua etme. O takdirde azap edilenlerden olursun.
26:214Cüz 19 · s. 376

وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ214

Önce en yakın akrabalarını uyar.
26:215Cüz 19 · s. 376

وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ215

Mü’minlerden sana tabi olanlara kanatlarını indir.
26:216Cüz 19 · s. 376

فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ216

Eğer sana karşı gelirlerse, de ki; “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım.”
26:217Cüz 19 · s. 376

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ217

Sen, Azîz ve Rahîm olana tevekkül et.
26:218Cüz 19 · s. 376

الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ218

O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
26:219Cüz 19 · s. 376

وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ219

Secde edenler ile (secdeye) yatıp kalktığın zaman da görür.
26:220Cüz 19 · s. 376

إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ220

Şüphesiz O; hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
26:221Cüz 19 · s. 376

هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ221

Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
26:222Cüz 19 · s. 376

تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ222

Her yalancı günahkâr üzerine inerler.
26:223Cüz 19 · s. 376

يُلْقُونَ السَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ223

Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
26:224Cüz 19 · s. 376

وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ224

Şairlere de azgınlar uyar.
26:225Cüz 19 · s. 376

أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ225

Onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşmakta olduklarını görmedin mi?
26:226Cüz 19 · s. 376

وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ226

Ve gerçekten onlar yapmadıkları şeyi söylerler.
26:227Cüz 19 · s. 376

إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا ۗ وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ227

Ancak iman edip, salih amel işleyen, Allah’ı çokça zikreden ve kendilerine zulmedildikten sonra öçlerini alanlar müstesna. Zulmedenler de yakında nasıl bir yere devrileceklerini bileceklerdir.

Surenin başından çal